I
parmaklarından sızıyor kanın utangaç tarihi
kinin közünü işkillendiriyor, kara kalem bir
hırsa devrediyor gürültülü sezgisini, vuruyor,
yüzünün afişindeki ucuz film karmaşasından
kanıyor vahşetin hazzı, sureti yansıyor kurbanın
ürperen etine, tenhaya hasret, tenhayı bulmanın
dürtüsüyle kıyıyor kendine
II
katedral yıkılıyor, kuşlar sığmaz oluyor gökyüzüne
kaygısız bir mana arıyor yorgun çehreler, bungun
güller açıyor hayatın gizlice değdiği yerde, nerde
dingin bir solukla suya konuştuğumuz günler,
günler günler geçiyor, ayna sırrını açıyor unutulmuşluğun
üryan hüznüyle, gözlerde kara imalar çapaklanıyor,
kapanıyor çocuklar sokağın acıyan yerlerine
III
onmaz bu ellerinden dökülen yara, kara sözler üzre bulur
birbirini devrik sevinçler, derinden yükselen yabanıl hırıltılarla
kurulur vahşetin saltanatı , oysa herkes çocuktu bir zamanlar,
sabun kokulu çamaşırlarla solgun sokaklar arşınlandı,
savruldu anılar kör sandıklara, gölgeler ayaklandı yüzlere yürüdü,
gözlerde kara serçeler, onmaz bu eğildikçe deştiğin
devasa boşluk, dilindeki tozlu zaman, sesindeki savruk perdeler
MURATHAN ÇARBOĞA
E Dergisi (Sayı 30)
2001
13 Kas 2010
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder