3 Kas 2007

GÜN AŞIRI KURGULANAN İNTİHAR

Amanos’un eteklerinde tank iskeletleri
ve karşısında boylu boyunca uzanan deniz…
damlara çıktın anlamak için. çocuktun.
hangisiydi hayatın gerçeği ? soramadın kimseye.
bahçelerde kovaladığın o kara kuş, portakal
ağaçlarını yadırgayan martı çığlıkları…

dayın kesti adak saçlarını. toprağa hüzün
düştü. üç yaşındaydın işte. ortalıkta temmuzun
çatırdayan sıcağı. kesilen kurbanın kanı bahçeye
aktı oluk oluk. tarçın ağacının hayat sandığın kokusunda
ekşiyen bir yara… kuşlar dağıldı ağaçlardan, gökyüzüne
saplandı kaybedilmiş masumiyetin can kırıkları.

baban göğü kurşunladı rakı sofrasının başında,
yaprakların titreyen telaşını. akşamdı. kısa saçlarında
yuva kurdu annen, ürkek bir telek şaşkınlığında…
rüzgarla konuşmak mümkün değildi artık, anladın.
bahçeyi de vurdu gümüş kabzalı tabanca. bir oğul
bağışlamıştı tanrı, bir oğul, kedere teyellenmiş bir ruhla.

hüznü sayfalar arasında sakladın, kurumuş çiçekler
ve altı çizili satırlar, yitirilmiş anların tercüme haykırışları…
aşka yakalanmadan buldun şiiri, yüklendin ayrı düşmüş
sıcaklığın yasını. Ferhad ile Şirin, Leyla vü Mecnun, aşkın
çölü var eden uğultusu ve Orhan Veli, az gelişmiş bir ülkenin
şiirden aldığı intikam: imge mezarı bir belediye çukuru…

sözcükler derledin yalnızlığından, eksilmenin kanayan
diliyle uzlaştın zamanla. ağlama duvarında salındı eskizler.
mazmunların mumunu yaktın, talan edilmiş bir geleneğin
girdabında. acıya söylenmiş her balad gökyüzünü koşan
kuşlar gibi gelip kondu soluğuna. yazmak… gün aşırı
kurgulanan intihar… boynundaki ilmek daralıyordu huzura.

düşlerin ele avuca sığmaz mantığı yılkıya terk etti
kalbini. tüm oyunlardan kovulmuş aykırı bir çocuktu
şiir, adaklarla çağrılan huzursuzluğun savruldu dizelerde.
hangisiydi hayatın gerçeği ? hiçbir zaman anlayamadın…

MURATHAN ÇARBOĞA

Hiç yorum yok: